14 Eylül 2007 Cuma

Fikrimin İnce Gülü 2.Bölüm

Zehra zor durumda…

Özgür’ün kaçarken Gülendam’a çarpması Memed Ali ve Zehra’yı bir kez daha karşı karşıya getirmiştir. Zehra, Memed Ali’ye karşı bir kez daha mahcup duruma düşmüş, vicdan azabı iyice körüklenmiştir. Neyse ki Gülendam’ın önemli bir şeyi yoktur.

Zehra tüm olanlara rağmen kasabada kalmaya kararlıdır. Memed Ali ise en az Zehra kadar onu kasabada barındırmamaya kararlıdır. Zehra’nın eşyalarını İstanbul’dan getiren kamyonu engellemekle işe başlar. Zehra mecburen tüm eşyalarını kasaba meydanına boşaltmak zorunda kalır. Zehra er ya da geç eşyaları eve taşıyacak bir kamyoncu bulacağını düşünür ama kasabada eşyaları taşımaya niyetli tek bir insan bulamaz. Memed Ali Zehra ile uğraşırken Nefise’nin doğum gününü bile unutmuştur, öfke gözünü kör etmiştir. Nefise, Memed Ali’nin kendisine ait olmadığını bir kez daha anlayacaktır.

Özgür kasabada kalmıştır ama niyetinden vazgeçmemiştir. Aksine iyice hırçınlaşmıştır. Er ya da geç oradan gidecektir. Onun kasabada ilgisini çeken tek şey Gülendam’dır ama o bile gitme kararına etki edemez. Çünkü Özgür’ün uyuşturucu krizleri yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlamıştır.

Özgür’ün gittikçe artan ihtiyacı ona bir yanlış daha yaptıracakken, Zehra yaptığı hareketle kasabadan gitmeyeceğini bir tek Memed Ali’ye değil, tüm kasabaya gösterecektir.

06 Eylül 2007 Perşembe

Fikrimin İnce Gülü 1.Bölüm

1. BÖLÜM

Amasra'da doğup büyüyen Zehra, üniversite okumak için İstanbul'a gelmiş ve 12 Eylül darbesinde yaşadıkları dolayısıyla Amasra'ya bir daha geri dönmemiştir, dönememiştir. Ardında sadece ailesini değil, çok sevdiği nişanlısı Mehmed Ali'yi de bırakmıştır. Hem de tek bir açıklama yapamadan... Zehra yıllarca Memed Ali'yi yüz üstü bırakmanın vicdan azabını yaşarken, Memed Ali de hayatının ilk ve tek aşkı Zehra'nın kendisini bırakmasının nefretini içinden atamamıştır... Zehra ve Memed Ali'nin yolları bir daha kesişmemek üzere ayrılmıştır.

Aradan uzun yıllar geçmiştir. Zehra başka bir adamla evlenmiş, bir çocuk sahibi olmuştur. Ama evliliği çok uzun soluklu olamamıştır. Memed Ali ise Zehra'nın en yakın arkadaşı Nefise ile evlenmiş ve iki kızı olmuştur. Ve artık masum, aşık Memed Ali değil, kasabanın korkulan ve saygı duyulan Belediye Başkanı olmuştur.

Zehra ve Memed Ali'nin yolları istemese de bir daha kesişecektir. Çünkü Zehra oğlu Özgür'ü uyuşturucu batağından kurtarmak için İstanbul'dan ve çevresinden uzaklaştırmak zorundadır. Ve Zehra'nın oğlunu kurtarmak için Amasra'dan başka gidecek yeri yoktur.

Zehra 25 yıl aradan sonra Amasra'ya, ailesinin yanına döner. Zehra'nın gelişi hem ailesinde, hem de kasabada şok etkisi yaratır. Ailesi Zehra'nın kardeşinin düğünü için Amasra'ya geldiğini zannetse de, çok geçmeden Zehra'nın temelli kalacağını öğrenecektir. Ama asıl mesele Memed Ali'nin bunu öğrendiğinde ne yapacağıdır. Memed Ali Zehra'yı gördüğünde hem içindeki nefret tekrar canlanacak, hem de yılların aşkını eskitemediğini anlayacaktır.

Zehra'nın ne pahasına olursa olsun İstanbul'a geri dönmeye hiç niyeti yoktur. Memed Ali de Zehra'nın bu kasabada bir yaşam kurmasına izin vermeye niyetli değildir. Zehra ve Memed Ali kendi aralarındaki hesaplaşmayı yaşarken, Özgür ve Memed Ali'nin kızı Gülendam da garip bir yakınlaşma yaşayacaklardır. Hem de anne babalarının arasındaki acı geçmişi ve hesaplaşmayı bilmeden...

Kasabanın sakin havası yıllar önce Zehra'nın gidişiyle bozulmuşken, şimdi de gelişiyle bir kez daha alt üst olacaktır

30 Ağustos 2007 Perşembe

Fikrimin İnce Gülü Fragmanı

17 Ağustos 2007 Cuma

Aydan Şener Röportajı



Şöhret yıpratıcı ama kaybolması acı veriyor


Üç yıldır kendinden 7 yaş küçük Burak Törer adlı işadamıyla birlikte olan Aydan Şener, yaş farkını eleştiri konusu yapanlara cevap verdi.

Şener "Bu seçilmiş bir şey değil. Kendimden yedi yaş küçük birine aşık olayım diye yola çıkmadım. Ayrıca yaşça küçük dedikleri de 37 yaşında kocaman adam."

Kenan Işık ile başrollerini paylaştığınız "Fikrimin İnce Gülü" adlı dizi, Adalet Ağaoğlu’nun aynı adlı romanının bir uyarlanması mı?

- Hayır. Bu, sadece isim benzerliği. "Fikrimin İnce Gülü", 1920’lerden kalan bir şarkı. Sanırım Adalet Hanım da bu şarkıdan esinlenerek romanın ismini koymuş.

Kenan Işık’la daha önce de birlikte oynamanız gündeme gelmişti. "Dadı" dizisi için ilk aday Aydan Şener’miş, daha sonra bu rol Gülben Ergen’e verilmiş.

- Öyle. Kenan ile birlikte oynayacaktık, ama o dönem ses tellerimdeki rahatsızlık nedeniyle kısmet olmadı.

İnternette Google arama motoruna girip adınızı yazınca, çok sık geçen, iki ayrı tanımlama var. Bunlardan ilki şöyle: "Selam... Ben Ay’dan Şener... Hadi yaa... Ben de Dünya’dan Neil Armstrong..."

- Evet... Çok sinir değil mi? İkincisi ne?

"Aydan Şener kalbini kendinden 10 yaş küçük birine kaptırdı. Burak Tören adlı gençle aşk yaşayan Şener..."

- O da sinir...

Kendinden genç birine gönlünü kaptırmak garip bir şey mi?

- Neden olsun ki? Ama her seferinde bu cümle ile başlıyorlar habere. Üstelik Burak ile aramızdaki yaş farkı 10 değil, yedi... Bu, seçilmiş bir şey değil. Ben kendimden yedi yaş küçük birine aşık olayım diye yola çıkmadım ki... O insanla aranızda bir şeyler oluşuyorsa, bunun önüne geçemezsiniz. Üstelik benim bir insana duygusal anlamda ısınabilmem zaten çok zor.

Ne kadardır berabersiniz?

- Üç yıla yaklaşıyor. O yaşta birine denk geldi. Başlangıçta zaten yaş hesabı yapmıyorsunuz.

Sonradan yapılıyor mu bu hesap?

- Sonradan oluyor tabii... "Beş-on sene sonra acaba bir sorun yaşanır mı?" diye düşünüp "Aman, bunu da o zaman düşünürüm" diye devam ediyorsunuz. Eğer aşk varsa tabii... Yaşça küçük dedikleri de 37 yaşında kocaman adam bu arada... Karşınızdaki insanda aradığınız olgunluğu, duygusallığı buluyorsanız, 10 yaş küçük de olabilir, büyük de... Ama 20 yaş fark derseniz, o zaman duraklıyor insan.

Yine de büyük konuşmayalım...

- Konuşmayalım ama o kadarı da fazla...

Biyografinizde 1963 doğumlu olduğunuz yazıyor.

- Evet...

18 yaşında güzellik kraliçesi olmuş, yıllarca güzelliği ile anılmış bir insansınız. Böyle bir geçmişten sonra, 44 yaşına gelince insan ne hissediyor?

- Keşke insanın yaş ortalaması daha uzun olsaydı. Mesela 30’lara kadar genç kız, 30’lardan 50’lere kadar genç kadın, 50’den sonra orta yaşlı diye anılsaydık. Ama geçen yüzyıla oranla insanlar daha geç yaşlanıyor. Tabii ki bunda estetiğin, kozmetiğin etkileri var.

Sizde estetik ameliyatı var mı?


- Hayır... Yıllar mutlaka bir şeyleri alıp götürüyor. Belki ileride ufak tefek bir şeyler yaptırabilirim. Ama simamın değişmemesi gerek. Kendimi öyle şişmiş, gerilmiş bir suratla hiç düşünemiyorum.

Televizyona üç yıl ara verdiniz. Teklif gelmediği için mi ekranlardan uzak kaldınız?

- Yoo, teklifler oldu. Kanal D’ye yaptığım son dizi dördüncü bölümünde yayından kalktı. Herkesin başına geliyor ama bu durum beni biraz kırdı. Bir süre dizi yapmama kararı aldım. "Ancak çok içime sinen bir proje olursa" dedim...

Zengin misiniz?

- Hayır, asla değilim...

"Kendi isteğinizle bu kadar ara vermek gibi bir lüksünüz var mı?" diye sordum bu soruyu.

- Paraya çok düşkün bir insan değilim. Sade bir hayatım var. Belli bir birikimim vardı, beni idare etti. Ama "Fikrimin İnce Gülü"nün senaryosunu okuyunca, "Bu projenin mutlaka içinde olmalıyım" dedim ve kabul ettim.

Oyuncu olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz?

- Psikolog olmak isterdim.

Neden?

- Çünkü insanları gözlemleyip, çok iyi çözebiliyorum. Hiçbir olaya at gözlüğü ile bakmıyorum. Genellikle insanlar anlık düşünüp, anlık kararlar veriyorlar. Ama ben, olayın nerelere gidebileceğini baştan çok iyi görüyorum ve asla yanılmıyorum.

Unutulmak, artık hatırlanmamak sizi sarsar mı?

- Maddi durumum iyiyse sarsmaz. Ama maddi sorunlarla birlikte bir de unutulmak gibi bir olayı yaşarsa insan, o zaman çok tehlikeli...

TELEVİZYONDA GÖRÜNMEK GİBİ BİR DERDİM YOK

"Magazinsel yaşamadan yıllardır zirvede kaldım" demişsiniz...

- Zirve tabii ki iddialı bir laf. Üç yıl da, beş yıl da ekranlardan uzak kalsam, yine sokağa çıktığımda insanlardan aynı sevgi ve saygıyı görüyorum. Magazin programlarında çok görünmek, zirvede olmak demek değildir. Kimseye laf atmak istemiyorum, öyle polemiklere girmek tarzım değil.

Ama bir ara siz de "Hülya Avşar ile Gülben Ergen’in yaptığı danışıklı dövüş" demişsiniz.

- Onu laf atmak amacıyla söylemedim. İnsanlar karşılıklı atışırlarken, gelecek cevapların da farkındalar. Böylece magazin programlarına konu oluyorlar.



04 Ağustos 2007 Cumartesi

Fikrimin Ince Gulu

Fikrimin İnce Gülü Romanı (1976) - Yapı Kredi Yayınları



"Bayram, Mercedes'in yağ gibi akıcılığına, sarsıntısız, sessiz gidişine büyük ölçüde gölge düşüren küçük patpatlamalar arasında, bir köşeye sığınıyor. Duruyor. Yere atlayıp, onca dağdağa ve barbarlığa artık kör ve sağır; ellerini beline koyarak üç adım uzaktan, derin bir iççekişle; ırzına geçilmiş karısına dosdoğru bakamayan kocalar gibi, gözlerini bütün o eksikliklerden kaçıra kaçıra bakıyor arabaya. Yedi saatin içinde şu başına gelenler!... Ve birden, önünde duran Mercedes'i kendine yabancılayıveriyor." "Fikrimin İnce Gülü" Almanyalı işçi Bayram'ın bir gününün hikayesidir. Adalat Ağaoğlu tadına doyulmayan bu yol romanında, sınıfının ve konumunun bilincinde olmayan Bayram'ın "Bayram Bey" olma çabasının biricik öznesi balrengi Mercedes'i ile ilişkisini, Kapıkule'den başlayıp köyünde hazin bir şekilde sona eren yolculuk boyunca anlatır. İncegül Bayram'ın büyük düşüne giden yolculuk, bir anlamda Almanya'da yazgılarına ve küçük hesaplarına terkedilmiş insanların ortak hikayesidir.

Adalet ağaoğlu kimdir

Adalet Ağaoğlu (1929 - .... )

Adalet Ağaoğlu, 1929´da doğdu. Ortaöğrenimini Ankara Kız Lisesi´nde tamamladı. Ankara Üniversitesi DTC Fakültesi´nin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü´nü bitirdi (1950). Açılan bir sınavla Ankara Radyosu´na girdi; burada ve kuruluşundan sonra TRT´de çeşitli görevlerde bulundu (1951-70). TRT Radyo Dairesi Başkanlığı´ndan, kurumun özerkliğine el konulması sonucu istifa etti.

Öğrencilik yıllarında başladığı yazarlığını 1970´ten sonra başka hiçbir işle paylaşmadı. Radyo ve sahne oyunlarını romanları, öykü, anı, deneme kitapları izledi. Bu çalışmalarında hayatın değişim ve dönüşümlerine duyarlı yaklaşımlarıyla dikkat çekti. Doğa, toplum, zaman ilişkilerinin insanın iç dünyasındaki yansımalarını düşünce üretebilecek boyutlarda irdeledi. Değişimler karşısında edebiyatın yapısal durumu bakımından da arayışçı davrandı; kendine özgü anlatım biçimleri geliştirdi.

Ödülleri: Üç Oyun, 1974 Türk Dil Kurumu Tiyatro Ödülü; Yüksek Gerilim, 1975 Sait Faik Hikâye Armağanı; Bir Düğün Gecesi, 1979 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü, 1980 Orhan Kemal Roman Armağanı, 1980 Madaralı Roman Ödülü; Çok Uzak-Fazla Yakın, 1992 Türkiye İş Bankası Edebiyat Büyük Ödülü (Tiyatro); ROMANTİK Bir Viyana Yazı, 1997 Aydın Doğan Vakfı Roman Ödülü, 1995 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat (Edebiyat) Büyük Ödülü.

Ünvanlar: TÜYAP Onur Yazarı (1994), Eskişehir Anadolu Üniversitesi Fahri Doktora Ünvanı (1998), ABD OSU (Ohio State University, Humane Letters) Edebiyat Fahri Doktora Unvanı (1998).


Diğer Çalışmaları:
Çok Uzak Fazla Yakın
Hayır
Mektuplaşmalar
Ruh Üşümesi
Sessizliğin İlk Sesi



alıntıdır